UTAS Sempozyumu'nda Gohor
- Aşkın Güngör

- 27 Tem 2025
- 16 dakikada okunur
AŞKIN GÜNGÖR’ÜN GOHOR-KIYAMETTEN SONRA ROMANINDA DİSTOPİK DÜNYA
Tahir ZORKUL, Doç. Dr., Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, tzorkul@yyu.edu.tr
Abdulkadir ÖNTÜRK, Doktora Öğrencisi, Van Yüzüncü Yıl Üniversite
Bilim kurgu, gelecekteki herhangi bir zaman diliminde gerçekleşmesi muhtemel birtakım olayların, durumların, değişimlerin bugünkü bilimsel ve teknolojik imkânlar çerçevesinde yazarlarca kurgulanmasıdır. Diğer bir ifadeyle, çağdaş bilimin getirdiklerinden yararlanmak suretiyle düş gücünün kullanılmasıdır da denilebilir. İlk örneklerinin XIX. yüzyılda Mary Shelley, Edgar Allan Poe gibi yazarlar tarafından verildiği bilim kurgu elektrik, telgraf ve yeni ulaşım teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla ilgi duyulan bir alan haline gelir. Bilim kurgunun geleceği anlatması bu ilgiyi daha da arttırır. Gelecekteki hayali dünya, yoğun bir şekilde teknolojinin hâkimiyetinde oluşmakta, insan yaşamı büyük ölçüde makinelere bağlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Bundan dolayı bilim kurgu romanları aslında bünyelerinde distopik bir dünyayı da barındırmaktadır. Bu romanlarda bilim ve teknoloji, insan yaşamını mutlu ve kusursuz hale getirmekten ziyade bir kâbusa dönüştürmüş ve gözleri çeşitli kahramanlar tarafından kurtarılmayı bekleyen yığınlara çevirmiştir. Dünya edebiyatında pek çok önemli örneklerine rastlanan bilim kurgu, edebiyatımızda da son zamanlarda rağbet gören bir tür haline gelmiştir. Birçok Türk yazarı eserlerinde bilim kurgunun olanaklarından yararlanmış ve önemli yapıtlar ortaya koymuştur. Bu yapıtlardan biri de Aşkın Güngör’ün Gohor-Kıyametten Sonra isimli romanıdır. Romanda XXI. yüzyıl ortalarında bilinen yaşam sona ermiş ve hayatta kalan insanlarca yeni bir düzen kurulmuştur. Ancak kurduklarını düşündükleri bu yeni düzen, onların kâbusu haline gelmiştir.
Bu bildiride söz konusu roman; bilim kurgu/ütopya/distopya ekseninde irdelenecek ve eserin muhtevasını oluşturan distopik dünya, mahiyeti itibariyle incelemeye tabi tutulacaktır.
Anahtar kelimeler: Aşkın Güngör, Gohor-Kıyametten Sonra, Bilim kurgu, Ütopya/Distopya, Gelecek.

GİRİŞ
Bilim kurgu, gelecekteki herhangi bir zaman diliminde gerçekleşmesi muhtemel birtakım olayların, durumların, değişimlerin bugünkü bilimsel ve teknolojik imkânlar çerçevesinde yazarlarca kurgulanmasıdır. Bilim kurgunun temelinde ‘gelecek’ yatmaktadır. Zira tarihsel bir bakış açısıyla bakıldığında görülecektir ki ‘gelecek’ kavramı mutlak surette bugünden çok farklı bir hal alacak ve bugünün kullanılan teknolojik cihazları yerini yenilerine bırakacaktır. Bu durumla birlikte ortaya ütopik ya da distopik olan yeni bir dünya çıkacaktır. Ali Püsküllüoğlu (1996)’nun Edebiyat Sözlüğü adlı çalışmasında bilim kurgu şu şekilde tanıtılmıştır: “Çağdaş bilimin verilerinden yola çıkılarak bilimin düş gücüyle birleşmesiyle oluşan, genellikle gelecekte veya evrenin, uzayın başka bir yerinde geçen olayları anlatan öykü, roman, film, vb.dir.” (s. 30) Bilim kurgunun temelinde teknik gelişmeler yatmaktadır. Bugünün teknik dünyası gelecekte ortaya çıkacak bilimsel dünya bağlantı kurularak anlatılır. Nuran Özlük (2011) bu konuda “Bilim kurgu yazarı ya bugünün çağdaş bilim ve teknik gelişmelerini ya da bunların kısa sürede gerçekleştirebilecekleri sanılan etkilerini dikkate alır, bunlar olmazsa gelecekte var olacağını öne sürdüğü bir bilimsel gelişmeye dayandırır öyküsünü. Bu bilimsel gelişme ya da teknik buluş salt uydurma da olabilir, çağımızdaki bir varsayımın uzantısı da olabilir.” (s. 30) görüşünü belirtmiştir. İlk bilim kurgu örnekleri on dokuzuncu yüzyılın başlarında, Mary Shelley, Edgar Allan Poe gibi yazarlar tarafından verilir. Yine aynı yüzyıl içerisinde başka örnekler de ortaya çıkar. Elektrik, telgraf ve yeni ulaşım teknolojilerinin doğuşuyla Jules Verne ve H. G. Wells gibi yazarlar, bilim kurgu alanında önemli eserler verirler.
Bilim kurgu romanlarının birçoğu içerisinde ütopya ve distopyayı da barındırır. Ütopyalar “gerçekleşmesi imkânsız tasarı ve düşünce”ler (Türkçe Sözlük, 2005: 2067) olarak tanımlanır. Karşı ütopya, kara ütopya ve anti-ütopya olarak da bilinen distopyaların, ütopyalar üzerinden tanımı yapılmış ve onların olumsuzu olarak ortaya çıkmıştır. Genellikle ütopik bir toplumun antitezini oluşturmaktadır. Çoğunlukla baskıcı toplumları ifade eden distopyalar, her şeyin olabilecek en yüksek derecede kötü yerleri ve kötü düşsel mekânları anlatır. Peter Stockwell (2000’den Aktaran Özlük, 2011) distopyanın oluşumunu anlatmak için “20. yüzyıla kadar sanayi devriminin ütopya için gerekli olan teknolojiyi ve ekonomik koşulları sağlaması sonucunda kitle üretimi ve makineleşme, yazarlarda insanların makinelerin kölesi olacağı hissini uyandırmış ve ütopya, dis-ütopya olmuştur.” (s. 204-205) tanımını kullanmıştır.
Bu tanımdan hareketle teknolojik gelişmelerin bilim kurguyla beraber distopyaların da oluşmasına zemin hazırladığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Distopyalarda bilimin getirdiği olumsuz sonuçlar üzerinde durulur. Birçok romanda bu gelişmelerin bilinen insan yaşamının sonu olacağı belirtilir.
Distopyalarda kötü bir dünya tasvir edilir. Birçok şeyin olumsuz olduğu ve kötüye gittiği, insanların hak etmediği ama başlangıçta isteyip sonradan maruz kaldığı güç koşullar ve genellikle kötümser ruh halleri vardır. Tasarlanan bu dünyalarda insanların çoğu mevcut durumlarının da farkında değildir. En bilindik distopyalar ise şunlardır: George Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)‘ü, Franz Kafka’nın Dava’sı, AldousHuxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, Isaac Asimov’un Ben Robot’u, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i. Günümüz edebiyatında distopik bilimkurgu, en çok rağbet edilen ve okunulan türler arasına girmiştir. Türk edebiyatında da süreç benzer şekilde ilerlemektedir. Özellikle 1990 sonrasında Türk yazarları distopik ve bilim kurguya büyük bir ilgi göstermiş ve eserler vermişlerdir. Bu yazarlardan biri de çalışmamızda ele aldığımız Aşkın Güngör’dür. Yazar eserleriyle hayal dünyasının sınırlarını zorlamış, distopik dünyalar oluşturmuş, bilimin bütün olanaklarından faydalanarak Türk edebiyatındaki yerini almıştır. Biz bu çalışmada yazarın Gohor- Kıyametten Sonra bilim kurgu romanında ütopik tarafını ve distopik unsurları belirleyerek eserin önemini ortaya koymağa çalışacağız.
1. Aşkın Güngör ve Gohor- Kıyametten Sonra Romanı
Yazar, 1972 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 1990 yılından itibaren yayıncılık sektörüne dâhil olmuş ve birçok alanda görev almıştır. 1993 yılında Ben Bir Kediyim şiir kitabı yayımlanmıştır. 1994 ile 1996 yılları arasında Darkwood Sakinleri Çizgi Roman Kültürü ve Atılgan Bilim Kurgu adlı dergilerde kurucu üye olarak yer almıştır. 1996 yılında Düşler Diyarı adlı fantastik çocuk kitabını yayımlar. Bu kitabı 2003 yılında yayımlanan Gohor Cam Kent ile Gohor Kurtlar Yolu adlı iki bilimkurgu romanı izler. 2004 yılında Türk Bilim Kurgu Öyküleri adlı kitapta Gökkuşağı Uzay adlı öyküsüyle yer alır. 2008 yılında Geceyle Gelen bilim kurgu ve fantastik öykülerinin yer aldığı kitabını yayımlar. Yazar öyküleriyle birçok ödül de almıştır. Halen yazmaya devam etmektedir.[1]
Çalışmamızda incelediğimiz Gohor-Kıyametten Sonra romanı birkaç yüzyıllık gelecekteki distopik dünyayı anlatmaktadır. 2092 yılında Büyük Kara Nokta denilen bir olay gerçekleşmiştir. O zamanlardaki Dünyanın Süper Gücü olarak bilinen ülke dünyaya çarpmakta olan bir göktaşına karşı iki uydu fırlatmıştır. Ancak nükleerle dolu bu uydular havada çarpışır ve büyük bir patlama meydana gelerek dünyanın birçok yerini yok eder. Bundan dolayı yüz binlerce kişi hayatını kaybeder. Diğer yirmi bir ülke sorumlu olarak Süper Gücü gösterip bu ülkeye savaş açar. Bu savaş yirmi üç yıl sürmüş ve kara dönem olarak anılmıştır. Bu süreçte de yüz binlerce insan ölmüştür. Savaşlar tüm dünyayı mahvetmiştir. Daha sonra ülkeler Beyazlaşan Güvercin adını verdikleri bir barış süreci gerçekleşir ancak bu dönem de anarşist grupların saldırıları yüzünden dokuz ay sürer. Bundan sonra altı yıllık İkinci Büyük Karanlık Dönem başlar ve daha büyük felaketler yaşanır. Bu dönemde külleri tüm atmosferi kapsayan Revus Bombası kullanılır ve tüm dünya harap hale dönüşür. Kaos ortaya çıkar, dev göçler başlar ve sınır kavramı yok olur. Tüm bunların üzerine aklı selim düşünebilen insanlar bir araya gelerek kendilerine yeni bir yaşam düzeni kuramaya karar verir. Zamanı sıfırdan başlatırlar. Eskiye ait her şeyi yok ederler. Alfabeleri ortadan kaldırır ve beş farklı cam kent kurarlar. Bu kentler kusursuz tasarlanmış ve son model teknolojiye sahiptirler. Kentlerin isimleri Borodur, Yentinen, İstaki, Labirna ve Ramelya’dır. Roman Ramelya isimli Cam Kent’in yakınlarında Gününgülü adlı köyde yaşayan Gohor isimli genç çocuğun maceralarını anlatmaktadır.
Gohor, babasıyla yalnız yaşayan bir gençtir. Annesi erken yaşta ölmüştür. Bu köyde Gohor’un çeşitli arkadaşları bulunmaktadır. Bay Öhh adında bir de akıl danışmanı vardır. Zaman zaman Cam Kent’ten görevliler gelmekte ve kontrolü sağlamaktadırlar. Bunlara “Mavi Ankalar” denilmektedir. Bir gün yine Ankalar gelir ve on tane çocuğu alıp onlara cam kentte eğitim verileceğini söylerler. On kişi arasında Gohor’un arkadaşları Vulu, Şıraa, Runya, Serendilano, Tarer, Yuve ve Gohor’un âşık olduğu Guguu da bulunmaktadır. Ancak karın yağdığı bir gün Vulu, Gohor ve arkadaşlarının kovalamaya başlar ve talihsiz bir şekilde çukura düşerek ölür. O sırada Gohor da annesinin ölümünden sonra sürekli içki içen babasıyla tartışır ve evi terk eder. Görevlilerin Vulu dışındaki dokuz çocuğu alıp gittiğini gördükten sonra, Cam Kent’e giderken onları yakalar. Kendisinin Vulu olduğunu ve aslında ölmediğini, Cam Kent’e gelmek istediğini söyler. Araçlardaki arkadaşlarını yalanını ortaya çıkarmamaları için uyarır. Böylelikle Vulu adıyla Cam Kent’e gelir. Burada her çocuk dezenfekte edilip ve çeşitli testlerden geçerek bir aileye verilir. Gohor, Vulu adıyla Şuvet ve Meyline Derinder ailesi tarafından alınır. Bu ailenin Maline adında bir de kızları ve Deyda adında bir de Robdadleri vardır. Kısa sürede Mal ve Gohor birbirlerine alışırlar. Mal, Ramelya kentini Gohor’a tanıtmaya başlar. Gohor da geldiği yerleri ona anlatır. Gohor, Mal ile birlikte çeşitli dersler alır. Bunlar arasında tarih dersi de vardır ve Gohor bu derste insanlığın yaşadığı her şeyi bütün gerçekliğiyle öğrenir. Aslında şehirdeki birçok şey ütopik denecek kadar kusursuzdur. Gohor, kentte arkadaşı Tarer’i bulur ve Mal ile tanıştırır. Bu arada Gohor âşık olduğu Guguu’yu görmeyi çok istemektedir. Mal onun için adresini bulur ve Gohor, Mal, Tarer Guguu’nun evine gider. Ancak Guguu çoktan değişmiş ve Gohor’u unutmuştur. Bu arada Mal’in çok sevdiği bakıcı robot dadısı olan Deyda eski bir modeldir. Mal’in babası Bay Şuvet Kent Yönetim Kurulu’na seçilmeye çalışmakta ve bundan dolayı Deyda sorun oluşturmaktadır. Bir gün Mal ve Gohor derse girmişken Bay Şuvet Deyda’yı gönderip yeni ve son model bir bakıcı getirir. Bunu öğrenen Gohor ve Mal, Deyda’yı bulmak için Cam Kent’in yasak bölgelerine gider, burada Kızıl Baykuş isimli muhafızlara yakalanacakken Elleynin isimli bir kadın tarafından kurtarılırlar. Elleynin, onları tünellerden Bebello isimli liderlerine götürür. Bebello, aynı zamanda Elleyni’nin kocasıdır. Gerçek ismi Veznil Kalendinen’dir ve Mal’in birkaç yıl önceki genç öğretmenidir. Fakat çok yaşlanmıştır. Çünkü üzerinde deneyler yapılmıştır. Bebello, onlara her şeyi anlatır ve robdad’in büyük ihtimalle Cam Kent’in dışına satılacağını söyler. Bunun üzerine Gohor, Mal ve Tarer hazırlıklarını yapıp robdad Deyda’yı bulmak için yola çıkarlar. Bu arada Bebello onlar için Minik Ron adında küçük yol gösterici bir robot hazırlamıştır. Ekiplerine son olarak Roven ve Lügya isimli Bebello’nun arkadaşları da katılır. Tünelin gizli yerlerinden geçerek fanusun dışına çıkarlar. Öncelikle gizemli bir ormanı geçerler. Burada tüm kahramanlar Anzemic ile tanışırlar. Daha sonra kurtların saldırısına uğrarlar. Bu arada çeşitli gruplardan insanlar ve mutasyona uğramış ırklar da tanırlar. İkinci bir kurt saldırısında Lügya ağır yaralanır ve Roven onu geri dönerek Bebello’ya götürür. Atlattıkları birkaç maceradan sonra Deliler Kenti’ne gelirler. Bu kentteki herkes delirmiştir. Deyda’yı alan ırk onu bu kentin sonundaki bir adama satmıştır. Gohor ve diğerleri Deyda’yı bulurlar ancak Deyda’nın yapısı değiştirilmiş ve Deyda onları tanımamıştır. Bu haberle yıkılan kahramanlar, üzgün bir şekilde geri dönerken Altın kısrak arabaları kaza yapmış ve Gohor’un bütün arkadaşları ölmüştür. Bu arada Gohor kendini Zaman Kulesi’nde Zaman Baba’nın karşısında bulur. Onunla zaman ve sevdikleri üzerine konuşmalar yapar. Bayılıp ayıldığında kendisini Gününgülü’nde yatağında bulur. Arkadaşları ölmemiştir. Babası, Gününgülü Köyü sakinleri ve yol arkadaşları yanı başındadır.
2. Gohor-Kıyametten Sonra Romanının Ütopik Boyutu
Roman distopik bir eksende oluşturulmuştur. Ancak yazar, romanında ütopik bir dünyayı da kurmayı ihmal etmemiştir. Ütopik eser veren yazarların amacı açıktır. Toplumda yaşanılan kusurlar karşısında, kusursuz ve ideal bir toplum düzeni önermek (Turan, 2004: 63) Cam kentler bunun en iyi örneğini oluşturmaktadır. Dünyadaki bütün yerleşim yerlerinin yerle bir olduğu, birçok insanın felaketlere maruz kaldığı bir zamanda, her türlü ön yargıdan uzak kalan insanlar bir araya gelerek cam kentleri inşa ederler. Bu cam kentler tamamıyla ütopik bir şekilde tasarlanmış ve hepsi de uygulamaya geçmiştir. Romanda bunun örnekleri bolca görülmektedir. Gohor’un babası cam kentten gelen görevlilere söyledikleri arasında nasıl bir ütopik düzen oluşturulduğu anlatılmıştır:
“Genel Kurul diyeceğinize Kutsal ana desenize şuna!” diye bağırdı. “Tüm kurallarınızı saydam kulenizdeki o ruhsuz bilgisayarın koyduğunu bilmediğimizi mi sanıyorsunuz!”
Doğru, dedi Eveer. “Ama eksik. Yaşayış biçimini yönlendirendir Kutsal Ana. Fanus içindeki hava sirkülasyonu, içme suyu temini, yiyecek maddelerin üretildiği toprağın mineral değeri ayarları, doğum oranının belirlenmesi gibi görevleri yerine getirir, ama yönetim insanlara, Yani ‘Yönetim Kurulu’na aittir.” (s. 34-35)
Konuşmadan anlaşılacağı gibi oluşturulan cam kentler aslında bilgisayarlar tarafından yönlendirilmektedir. Ayrıca cam kentler yarısı toprağa gömülmüş olan, kilometreler çapındaki saydam bir top gibidir. Çevresini toprakla birleştiği yeri yaklaşık yedi metre yüksekliğinde siyah bir metal kemer kuşatır. Giriş kapıları ve otuz metre uzunluğundaki tünellerin ağzı bu siyah kemere açılmaktadır. Cam kentin dış tarafı ise dev analarının ağzı gibi görünmektedir. İçerisini dışarı kadar aydınlık kılan lambalar mevcuttur. Ayrıca cam kentler çok yoğun bir koruma altındadır. Öyle ki cam kente giren herkes yoğun bir şekilde temizlendirilip dezenfekte edilmektedir. Cam kentte yaşayan insanların işlerinin çoğu mekanik devrelerle donatılmış robotlar tarafından görülmektedir. Gohor’un cam kente ilk girişi şu şekilde anlatılmıştır:
“Büyükçe bir kapıdan geçmiş ve bir masal ülkesine adım atmıştık. Enlemesine uzanan bir yol vardı önümüzde. Dışarıdakinin aksine küçük ve rengarenk taşıtlar akıyordu yolda. Tekerlekleri yoktu; yerden bir ayak yukarıda ilerliyorlardı. Üstlerinde dar ya da geniş, uzun ya da kısa, birbirinden son derece farklı giysiler olan yüzlerce insan yürüyordu yol kenarında. Tam bir renk cümbüşüydü ortalık ve aynı zamanda korkutucu. Çünkü bir düzen yoktu. Hem binaları vardı korkutucu devlere benzeyen, renkli camdan oluşmuş, başları ta yukarılardaki cam kubbeye dek uzanan.” (s. 115)
Cam kentin her yerinde yüksek binalar vardır. Kimi dikdörtgen, kimi piramit, kimi oval ama hepsi saydam binalardır. İnsanların yaşadıkları evlerde tamamen kusursuzdur. Konuşan kapılar, duvarlarda üst düzey teknolojiyle çekilmiş fotoğraflar bulunmaktadır. Evlerdeki odalar aynı zamanda şekil değiştirebilmektedir. Gohor ve Maline, odanın uzay boşluğuna dönüşmesini istemiş ve odanın aldığı durum şu şekilde gösterilmiştir:
“Odaya girdik ağzım bir karış açık kaldı. Sonsuzcasına ötelere uzanan, yıldız ışıklarıyla desenlenen bir uzaya adım atmıştık.” (s.131)
“Bu inanılmaz,” dedim. “Biliyorsun değil m? Gerçek olan hayaller. Tüm dünyaya dönüşebilen bir oda öyle büyüleyici ki.” (s.133)
Cam kentte okul bulunmamaktadır. Çünkü bütün evler aynı zamanda okul olarak kullanılmaktadır. Girilen odalarda sanal sınıflar oluşturulmakta ve üç boyutlu holografik öğrenciler sınıfları doldurmaktadır. Odalardaki teknolojiyle sınıf ortamı oluşturulup dersler bu şekilde verilmektedir:
“Derinden gelen belli belirsiz bir vızıltı ardından sevecen bir kadın sesi duyuldu. “Geçmiş Analizi ve Tarih Bilinci dersi için bağlantı kuruluyor… Oda 712’de Maline Derinder ve VuluVaynede… Görüntü alımı sürüyor.” (s.197)
Cam kentlerin bu kadar düzenli olması aslında geçmişe olan tepkiden doğmaktadır. Farklı ırkların katılımıyla yeni bir nesil doğar ve yeni bir tarih yazılır. Eskiye ait çoğu şey yok edilir. Kentlerin kuruluşu, Birinci Altın Dönem olarak adlandırılır ve tarih 01.01.01 kabul edilerek sıfırlanır. Böylelikle yeni bir dünya oluşturulur. Yazar aslında ütopik ve distopik dünyaları bu şekilde bir arada vererek ütopya ve distopyanın birbirlerinin tamamlayıcısı olduklarını göstermektedir.
3. Gohor-Kıyametten Sonra Romanındaki Distopik Unsurlar
“Distopya, Yunanca “dus” (zor) ve “topos” (yer) sözcüklerinden türetilen bir terimdir. Ütopya’nın, olumsuzluk anlamı veren “u” öneki ile “topos” sözcüğünden üretilerek“olmayan-yer”e işaret etmesi gibi “distopya” terimi de “zor/zorlu-yer”i anlatılır.” (Sarcey 2003: 149) Yazar genel çerçevede insanoğlunun dünyaya getirdiği yıkımları yani zor yerleri anlatmaktadır. Cam kentlerde ütopik bir dünya vardır. “Ütopyalar monist mutluluk hayalinden doğup, totaliter bir yapıya dönüşerek distopya halini alır. Başka bir deyişle, ütopya hayal, distopya kırılıp parçalanarak gerçekleşmemiş hayalden geriye kalan gerçektir.” (Hazır, Dereci, 2017: 96-97) Bu açıdan bakıldığın ütopik olarak kurulan cam kentlerin sonradan bir hayal kırıklığına dönüşmesi vardır. Romanda insanlar bilim ve teknolojinin getirdiklerini faydaları için kullanmamıştır. Bu durum büyük felaketleri beraberinde getirmiştir. Nükleer bombalar, savaşlar, ölümler, değişime uğrayan ırklar hayatı kâbusa çevirmiştir. Romandaki distopik dünya cam kentlerin dışında da yaşanmaktadır. Romandaki kahramanların cam kentin dışındaki ormanda kaybolduklarında kendilerini Uçurumun Efendisi, Barışın Bekçisi diye kendini tanıtan Anzamıc’ın yanında bulurlar. Anzamıc, maddeyi algılayabilen gözlerden kolaylıkla gizlenen sığınağında, bir metal-organik karışımı olarak bulunmaktadır. Anzamıc kahramanlara dünyayı kötü yapanın yine kendileri olduğunu şu şekilde anlatmaktadır:
“Anlamalısınız, çünkü bitmek bilmez bencilliğiniz yeni vahşetler doğurup duruyor. Anlamalısınız, çünkü var ise sizden daha uzun süre yer kaplayacak, ‘yok’ ise zaten anlamı olmayan madde için savaşıyor, can alıyor, can veriyorsunuz. Anlamalısınız.” (s.331)
Anzamıc, romanın aynı zamanda fantastik boyutunu oluşturmaktadır. Zira Anzamıc, kahramanların zihninde belirmekte ve o güne kadar gördükleri hiçbir varlığı çağrıştırmamaktadır. Romanın sadece bir yerinde geçen Anzamıc yazarın okuyucuya verdiği mesajlar açısından da önemlidir. Ondan sonra kahramanlar tekrardan yaşadıkları distopik dünyaya dönerler. Romandaki verilerden hareketle savaşlar, ölümler, değişime uğrayan canlılar, ölümcül makineler, katı kurallar, sınıf farklılıkları gibi unsurları belirleyip çalışmanın distopik boyutunu bu başlıklar etrafında şekillendirilmiştir.
3.1. Savaşlar ve Ölümler
Göze ilk çarpan ve felaketlerin başlangıcı olarak savaşlar karşımıza çıkmaktadır. Bilimkurgu yazarları genellikle distopik bir dünya oluştururken ilk olarak olası bir Dünya Savaşı’nın tüm insanları etkilemesini konu edinirler. Romanda Büyük Kara Nokta’yla birlikte dünya tamamıyla değişmiştir. Büyük Kara Nokta bir kaza olsa da savaşların çıkmasının temel sebebidir. Eserin başında dünyanın savaşlardan arta kalan kısmı şu şekildedir:
Cam kent yaşayanları ve belki de yüzlerce yıldır hiçbir canlı varlığın ayak basmadığı, terk edilmiş, yıkılmış, talan edilmiş meçhul ölü kentlerin yıkık taş binaları arasında zehirli gazları sürüyerek esip dururken rüzgar… (s.22)
Savaşların distopik romanlarda sıkça kullanılmasının modernizm ve postmodernizme bağlı olduğunu da bilmek gerekmektedir. “Dünya savaşlarıyla özdeşleştirilen bu iki önemli akım, distopya edebiyatının yaygınlaşması ve zenginleşmesi katkıda bulunan en önemli unsurlardır.” (Civelekoğlu, 2017: 19) Zira Birinci Dünya Savaşı modernizmi, İkinci Dünya Savaşı da postmodernzmi ortaya çıkarmıştır. İncelediğimiz romanda da bu durum kendini göstermekte ve savaşların sonuçları her durumda ortaya çıkmaktadır. Savaş sonraları ortaya çıkan bireysele yönelme distopik dünyaların da temelini oluşturmaktadır.
Romanda çocuklar eğitim aldıklarında ekranda eski savaş görüntüleri belirmektedir. Yirmi üç ülkenin çarpışan uyduların sahibi olan ülkeye savaş ilan ettikten sonra savaş makinelerinin ateş saçan ağızları, kentleri bombalayan uçaklar, ellerindeki devasa silahlarla birbirlerini avlayan insanlar görüntüye gelir. Tüm yaşanan vahşetin ortasında, neden orada olduklarını bile anlayamadan vurulan, ağlayan, kaçışan masum kalabalıkların yüzündeki korku görülmektedir. Daha sonra dokuz aylık sahte barış döneminin ardından İkinci Büyük Karanlık Dönemi başlamıştır. Yirmi Üç kadar uzun değil ama ondan çok daha büyük felaketler taşıyan altı yıllık dönem anlatılır ve son olarak tüm dünyayı yok eden Revus bombasının patladığı an görüntüye gelir. Dev bir mantara benzeyerek göğe ulaşan duman ateş karışımı, tüm yaşamı karartan bir kül yağmuruna dönüşerek atmosferi sarmalar. Aslında tüm bu yaşananlar yazarın kurguladığı distopik dünyanın kökeninde yer alan temel unsur olarak kendini göstermektedir.
3.2. Değişime Uğrayan Canlılar
Romanda rastlanılan bir diğer distopik durum ise canlıların doğal olmayan bir şekilde değişime uğramasıdır. Bu bazen bilinçli bazen de bilinçsizce gerçekleşmektetir. İlk göze çarpan değişim savaşlardan sonra kullanılan nükleer silahların insanların ve hayvanların genetik yapılarında değişikliklere neden olmasıdır. Bazı canlılar tamamen farklılaşıp farklı türlere dönmüş ve vahşi bir hal almıştır. Buna insanlar da dâhildir. Nitekim romanda değişen “Bollenger” isimli ırk şöyle tanımlanmıştır:
“Bollengor değişime uğrayan bir halk. Genetik değişim. Kara Nokta’nın konduğu dönemde atılan cehennem bombalarının zehirlediği, sakat bıraktığı, genetik yapılarını bozduğu milyonlarca insan olmuş Vulu. (s. 241)
Bunlar gibi değişen bir ırk da Zeglerdir. Bu ırktan olan ve yakalanan Za’nın beline dek uzanan simsiyah saçları vardır. Fosforlu bir ışık yaymakta olan bu ırkın bireylerinin saç tellerli de kendilerine ait kar taneleri barındırıyormuşçasına ışıldamaktadır. Ancak tek değişim bu ırklarda değildir. Zehirli gazlardan dolayı insanların delirdiği “Deliler Kenti” de vardır. Bu anlatılan değişimler aslında bilinçli olarak yapılmayan değişimlerdir ve hepsinin oluşum sebebinde zehirli gazlar, nükleer bombalar bulunmaktadır. Ancak bazı değişimlerde bilinçli şekilde cam kentlerde görülmektedir. Bebello üzerinde yapılan deneyler bunu en iyi şekilde göstermektedir:
“Deneyler başladı,” diye anlatıyordu Bebello. “Birtakım karışımlar zerk ettiler vücuduma. Gece gündüz kameralarla gözlenen bir odaya konuldum. Zaman zaman bir sürü doktor odama doluşuyor, dillerinden anlamayan bir hayvanmışım gibi hakkımda konuşuyorlardı.” (s.235)
Bebello bir süre sonra Sonsuz Gençlik Deneyleri’nin uzun yıllardır devam ettiğini, bu uğurda yüzlerce insanın yitirildiğini öğrenmiştir. Bu durum daha çok yazarın ütopik bir dünya kurduğu cam kentlerde yaşanmaktadır ki yazar burada kusursuz bir dünyanın aslında bir hayal olduğunu belirtmektedir.
3.3. İlkel Yaşamlar ve Vahşi Hayvanlar
Olayların başladığı zaman 2092 yılıdır. Bu yıla kadar insanlık çok gelişmiş ve son teknolojisine ulaşmıştır. İlkelliği çağrıştıran şeyler hayal dahi edilmemektedir. Ancak Büyük Kara Nokta’dan sonra modern insan yaşamı sona ermiş insanlar hayatta kalma içgüdüleriyle hareket etmişlerdir. Zararlı gazlar, yıkılan şehirler, harap olan dünyada insanlık en ilkel halinin almıştır. Başlangıçta tüm insanlar ilkel bir şekilde yaşarlar daha sonra cam kentlerin inşa edilmesiyle bu ilkellik sadece cam kent dışında görülmeye başlanmıştır. Gohor ve arkadaşları birçok yabani hayvana alışık durumdadırlar. Ancak kurtlar çok ölümcül olmakta ve en saldırgan vahşi hayvan olarak görülmektedir. Cam kentlerin dışı şu şekilde anlatılmıştır:
“Kışla birlikte dağlardan inen kurtlardan, yaban domuzlarından, artık bilinmezlerde olan eski kentlerin ölü sokaklarında yuvalanmış ve güçlü bir rüzgârın kendilerini buralara dek savurmasını bekleyen gazlardan, çılgın deneylerin ortaya çıkardığı, kâh ormanların göbeğinde, kâh mağaralarda, kâh dağ yamaçlarında çevremizdeki bu insanların karşılaştığı yarın insan yarı hayvan yaratıklardan… Nasıl koruyacaksınız diğer çocukları?” (s.81)
Tek vahşilik bunlar değildir. Romanda ilginç bir durum da bulunmaktadır. Çocukların yönetiminde olan yerde çocuklar, yetişkinleri bütün felaketlere sebep oldukları için hapsedip ölüme terk etmektedirler. Bu başlık altında modernlik ve postmodernlik kavramları tekrardan öne çıkmaktadır. Ayrıca bu iki kavram arasındaki ilişki ütopya ve distopyayla aynı doğrultudadır diyebiliriz. Ancak “Distopya modernliğin ötekisi olarak doğmaz. O biçimlendirme çabasından arta kalandır. Distopya bir anti-toplum değil, nötr toplumdur; toplumsuzluktur.” (Hazır, Dereci, 2017: 97) görüşünü dikkate almak durumundayız. Bu açıdan bakıldığında ilkel yaşamlar distopyanın bir özelliği değildir. Çalışmada bu başlıkta vurgulamaya çalışılan felaketlerden arta kalan toplumda, yani cam kentlerin dışında yaşayan insanların kendi ellerinde olmadan ilkel bir yaşama maruz kalmalarıdır.
3.4. Sınıf Farklılıkları
“Yüzeyde dünya savaşlarının tetiklediği bir tür, bir motif olarak ortaya çıkan distopya, günümüzde yaşanan sosyal, politik olaylara, kişiler arası ilişkilere ve bireylerin kendilerini ifade etme biçimlerine, seçimlerine bakıldığında makro düzeyden mikro düzeye her alanda kendini göstermektedir.” (Civelekoğlu, 2017:25) Distopik bir dünyada olmazsa olmazlardan olan sınıf farklılıkları romanda da yerini almıştır. Sınıf farklılıkları yazarın ütopik bir şekilde tasarladığı cam kentlerde ve cam kentin çevresine yerleşen değişime uğramamış insanlarla cam kentliler arasında yaşanmaktadır. Burada “Distopik yönetimin bireyi kontrol altına almayı başaramazsa yok etme yoluna gittiği ya da toplumdan dışlaması ve yönetimin tüm imkanlarını kullanarak tehdidi ortadan kaldırması” (Atasoy, 2017:63) görüşü ortaya çıkmaktadır. Bu durum daha çok cem kentlerde görülmektedir. Romanda ise ilk göze çarpan farklılık cam kentin çevresinde yaşayıp cam kentlerin inşasında çalışan insanları cam kente alınmayıp barakalarda zor koşullarda yaşamasıdır. Cam kentten gelen görevlilerle köylüler arasında şu konuşma geçmektedir:
Eveer sesini yükselterek devam etti konuşmaya. “Pek çoğunuz bir zamanlar cam kentlerde yaşayanlarsınız.” dedi, “ya da onların torunları. Ama atıldınız. Neden? Çünkü huzuru bozdunuz, düzene başkaldırdınız, üretken olmadınız, ya da bir adi suçu sınır kararına dek tekrarladınız.”
“Palavra! Diye haykırdı biri. “Ne ben, ne babam, ne de babamın babası asla cam kentlere dahil olamadık. Asırlardır, ilk cam kentin inşa edildiği uzak zamanlarda da sonraki cam kent inşalarında da köleler gibi çalıştık biz. Ama sonra uygun görülmedik biz oralarda yaşamaya. Dışarıda bırakıldık.” (s. 36)
Gohor’un yaşadığı Gününgülü’nün düzensizce dizilmiş tahta barakaları ve gayet zorlu yerleri vardır. Köylülerle birlikte Gohor da zor bir yaşam geçirmektedir:
“Oysa uyumak, her şeyi unutmak isterdim: Yoksulluğu, ölen kuşları, sarhoş babamı, annemin yokluğunu…”(s.20)
Cam kentlerdeki sınıf farklılığı ise daha çok halk ile yönetici kesim arasında yaşanmaktadır. İnsanlar yaşadıkları mahallelere göre sınıflara ayrılmıştır. Bunun yanında cam kent dışından gelenlere de iyi bakılmamakta ve bunlar dışlanmaktadır. Romanın kahramanı Gohor da cam kentin dışından geldiği için diğer çocuklar tarafından darp edilmiştir. Bu durum sınıf farklılığını göstermek için bir örnek oluşturmaktadır.
3.5. Ölümcül Makineler ve Robotlar
Romanın bir diğer distopik unsurunu makineler ve robotlar oluşturmaktadır. Aslında insanlara bütün felaketleri yaşatan, teknolojinin yanlış kullanmasıyla birlikte makineler ve robotlardır. Makineler hem felaketin başlangıcına sebep olmuş hem de yeni kurulan düzende duygu barındırmadıkları için en ölümcül silah olmuşlardır.
Romanın başında Gohor’un korktuğu ulaşım aracının ölümcül yönü gösterilmiştir:
Ya uykuya kalırsam? Ya duymazsam gelişini Büyük Gümüş Solucan’ın? Ya uyaramazsam kuşlarımı? (s.12)
“Tam o anda homurtular duydum. İçim dışıma çıktı sanki. Ayağa fırladım. Cam Kent’e doğru uzanan, kütükotu yolunu enlemesine kesen toprak yolda korkunç bir makine vardı. Yanlarındaki yuvarlak şeylerin dönmesiyle hareket ediyor, köyümüze doğru yaklaşıyordu.” (s.46-47)
Ölümcül makineler arasında en çok değinilen ve insan yaşamını en çok tehdit eden silahlar olarak görülmektedir. Silahlar insanlığın ürettiği en kötü makineler olarak belirmiş ve bütün felaketlerde yerini almıştır.
Gelecekteki insan yaşamında önemli bir eri olacağına inanılan yapay zekâya sahip robotlar romanda da yerini almıştır. Maline’nin robot dadısı o kadar çok insani özellikler göstermektedir ki duyguya sahip olduğu düşünülmektedir. Eserin sonunda yapımı esnasında oluşan bir sorundan dolayı duygu da edindiği görülmektedir. Deyda, iyi niyetli bir karakter olarak romanda görünse de bu durum gelecekte insanların robotların kontro altında fikrinin haklılık payı olduğunu göstermektedir. Romanda Deyda şu şekilde tanıtılmıştır:
“İşte,” Maline. “Deyda bu.”
Kısa boylu Tombul bir kadın belirdi kapıda. Mat plastik giysiler ardındaki teni gümüşi tonda ışıldıyordu. Masaları robuşakları andırıyor olsa da yüzü daha çok koruyordu insan hatlarını. (s.129)
Aynı şekilde doğal canlılığı da robotlar ortadan kaldırmıştır. Öyle ki cam kent sakinleri canlı hayvanlar yerine robot hayvanlar üretip onlarla vakitlerini geçirmektedirler. Tarer’in verildiği evdeki ailenin kedi ve köpek olmak üzere robot hayvanları vardır. İki hayavn robot bütün gün didişmektedir. Gerçekçi olsun diye birbirlerinin varlığına tepki gösterecek şekilde tasarlanmışlardır.
SONUÇ
Bilimkurgu edebiyatımızda önemli bir yer tutan Aşkın Güngör, başlangıçta iki kitaptan oluşan eserini tek bir kitap haline getirerek anlamlı bir bütün oluşturmuştur. Eserde Büyük Kara Nokta’nın başlattığı felaketler dizisi cam kentlerin kurulmasına kadar devam etmiştir. Ancak kentlerin kurulmasıyla son bulmamış yerini bireysel mücadelelere ve vahşi yaşama bırakmıştır.
Bilimkurgu ve distopya bağlamında ele aldığımız eser anlatım tarzı, kurgusundaki ilginç dünyaları ve sürükleyiciliğiyle son dönem bilim kurgu romanlarımız arasında öne çıkmaktadır. Romanın bilim kurguya ait birçok unsuru bulunduğu gibi en önemli özelliği ütopik ve distopik dünyayı bir arada barındırmasındadır. Daha çok distopik unsurların anlatıldığı romanda felaketler teknolojik gelişmeler doğrultusunda ortaya çıkmaktadır.
Romanda tarihsel akış içerisinde dönemlere ayrılan olaylar, yazarın vermiş olduğu isimlerle ütopik ve distopik dünyaların zemini oluşturmuştur. Bütün felaketlerin başladığı zamana Büyük Kara Nokta ve Her şeyin sıfırdan başlayıp cam kentlerin oluşturulduğu zamana da Altın Çağ denilmesi gibi dönem isimleri bizce önem arz etmektedir. Zira dünyanın yaşacağı olası karanlık süreçlerden sonra yine düzenin sağlanacağına ait yazarın görüşlerini de belirtmektedir.
KAYNAKÇA
Atasoy, E. (2017). Ütopyacılık, Ütopya ve Distopya Üzerine Genel ve Eleştirel Bir Bakış, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl 20, Sayı:40, Ankara: Doğu Batı Yayınları.
Civelekoğlu, F. (2017). Korkunçlaşan Dünyanın Teselli Noktası Olarak Distopya, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl 20, Sayı:40, Ankara: Doğu Batı Yayınları.
Hazır, M. Dereci, T. (2017). Modernlikten Postmodernliğe Bir Ütopya-Distopya Dikotomisi İçinde Toplum, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl 20, Sayı:40, Ankara: Doğu Batı Yayınları.
Güngör, Aşkın (2009). Gohor-Kıyametten Sonra. (2. Baskı). Ankara: Astrea Yayıncılık.
Özlük, N. (2011). Türk Edebiyatında Fantastik Roman. (1. Baskı). İstanbul: Hiperlink Yayınları.
Püsküllüoğlu, A. (1996). “Bilim kurgu” Edebiyat Sözlüğü, İstanbul: Özgür Yayınları.
Sarcey, Michéle Riot vd. (2003). Ütopyalar Sözlüğü. Çev. Turhan Ilgaz. İstanbul: Sel Yay.
Türk Dil Kurumu (2005). Türkçe Sözlük. (10. Baskı.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Turan, G. (2004). Yok Ülkeler… Düş Ülkeler. Kitap-lık. Yıl: 12 Sayı: 76, İstnabul: YKY.



























Yorumlar